KENDİNE VE İNSANA GÜVEN.

İnsan için mikro kozmostur derler. Makro kozmosun yani evrenin küçük bir parçası. Ne var ki mikro kozmos olma bir teori değil. İnsanın hakikati. Her bir insan böyledir. Peki, insanın hakikati buysa neden daha parçalı ve küçük hallerde. Neden daha güçsüz ve çaresiz. Neden insanlar kişilik ve yetenekçe parçalandıkça, ufaldıkça her parçada kendisini uzmanlaştırdıkça büyüdüğünü sanır. Bir alanda çok şeyi ve her şeyi bilmek uzmanlaşmaya hak kazanmak oluyor. Öte yandan giderek insan çok şey hakkında hiçbir şey bilemez hale geliyor. Bildiğinin yanında bilmedikleri daha fazla oluyor. Görüş açısını kaybediyor. Çünkü görüş açışı önündekini görebildiği, bilebildiği kadarıyladır. Giderek insan daha geniş açıdan bakmaya kapalı hale geliyor. İnsan bütünlüğünden uzaklaştıkça gerçekliğini kaybediyor. Parçalanmış bir hayatın parçalanmış paramparça olmuş bilgisinin sadece küçücük bir dalının uzmanı/uzantısı haline geliyor.

İnsanın başına musallat edilen iktidar zihniyeti sonucu egemen olduğunda kendisini tanrısal güç sanır. Güç iktidar ise güçsüzlük iktidarsızlık derler. Peki, hangisi mikro kozmos hali. İktidar dışsal fiziksel vb. güç sahibi olmak. İktidarsızlık ise tersinden. Egemen olmak mikro kozmos olamaz. Çünkü makrokozmozun özünde iktidar yoktur. Sonsuz uyum ve paylaşma vardır. Çeşitlilikler ve farklılıklar temelinde bütündür yani makrokozmosdur. İktidar ise bunların tümünün yokluğu ve dağıtılması üzerinde yükselir. Uyumun, paylaşımın, çeşitliliğin, farklılığın yokluğuna paralel kendisinin varlığı vücut bulur. Onların varlığının etkisizleşmesine denk düzeyde kendisini var eder.

En kestirmesinden iktidar halleri mikro kozmos olmaya aday değildir. İktidar parçalamalar küçültmeler, zayıflıklar üzerinde egemenliktir. Mikro kozmos kendisi olmaktır. En el hak. Nirvana, fenafillahtır. Sonsuz enerjidir. İktidar halleri kendisi olmak değildir. Birilerinin üzerinde egemen olmaktır. Kendisi olmak iktidar olmamaktır. Kendisi olmak iktidarsız olmak değildir. Hem iktidar hem iktidarsızlık kendisi olmayanın iki farklı ucudur. Her iki insan hali toplumsal hastalıktan sayılan bireyciliğin biçimleri. Her iki kişilik hali de özünde bireycidir. Her ikisi de korku ve iktidar üretmektedir. Biri iktidarı kaybetmekten korkar öteki iktidar tarafından bitirilmekten dolaysıyla yamanmacı ve yaranmacıdır. Biri bütün gücüyle kendi iktidarını sağlamlaştırmakla uğraşarak, öteki ise iktidarsızlığını kabul ederek iktidar üretiminde katkıda bulunur.

İktidar zihniyetinin yarattığı tarihsel sonuçların dökümünün başında geleni öldürmedir. Hemcinslerini ve hayvanları öldürmeyi bir kültür haline getirmektir. Öldürme bir kültür haline getirilince kuşkusuz ki öldürmenin sanatı da yapılagelir. Bunun içinde öldürmenin araçlarının yaratımları sanat özeniyle kendisini insanın yaşamına revaç ettirilir. Öldürme bir kültür halini alınca sonuçların sosyolojik ve insanı yanları dram ve trajedileri yaratır. Ortaya çıkan başlangıç ve süren/sürmekte olan kaos halidir. Öyledir ki artık mikro kozmos değil de mikro kaos insanlık insanlar hızla tüm toplumu-toplumları sarmaya başlar. Makro kozmos insanın gözünde bir nesnedir. Cansız varlıkların toplamıdır. Özne insan nesne doğa olmuştur. Elbette hal böyle olunca kimse makro kozmosun bir benzeri mikro kozmos niye olsun ki. Zaten artık mikro kozmos olunamaz bir sistemin tüm sinir sistemleri kendisini toplumların belleğine ve kişiliğine özenle yerleştirilmekte ve özendirilmektedir.  Kaotik durum tüm insanlığı sarmıştır. Kaotik durum tüm evreni tehdit edecek düzeye gelmiştir. Kaotiklik günümüz modernitesinin kendisi olmuştur. Öyledir ki artık insanlar mikro kaos halden mikro kozmos hale dönüşemeyecek kadar dahası kendisi olamayacak kadar kendi kendisinden kaçar, utanır, sıkılır, anlamsız bulur zihni açıya devşirilmiştir.

Gelelim asıl anlatıya,

Neden mikro kozmos çapında değiliz. Gerçekten mikro kozmos olduğumuza inanıyor muyuz? Eğer inanıp biliyorsak o zaman neden o kapasitede bir varlık gösterilemiyor. Neden bu soruları başkalarına değil kendi kendimize sorma cesaretinde değiliz. Mikro kozmos ayarında olmadığımızı bilmek istemiyor muyuz? Yada öyle olamayacağımızı mı düşünüyoruz. Yada bu bilimsel bir faraziye deyip bizim tarafımızdan da konu hakkında bilmemenin bir faraziyesini mi yapıyoruz.

Mikro kozmos olamayız. Mikro kozmos olmaya uğraşmaya gerek yok. Demeler omuzları silkercesine dillerden dökülmeye mi başlamış…

Belki de Mikro kozmos olmamızı engelleyenler var.

Nerde denecek içimizde. Kendi içimizde.

Her insan mikro kozmos ‘tur. Ancak var olan yetişme koşullarındaki baskın olan kültür baskılamaları onu bu doğal varoluşundan uzaklaştırmaya yöneliktir.  İnsan matbaaya konulan boş sayfa gibi doğar. Sonradan üzerine yazılır. Önceden yazılı olan evrenin ona bahşettiği üçlü genetik değerlerdir. İnsanın insan olarak diğer canlılardan eşrefi mahlûkat yapan özelliği kültür yaratımıdır. Kültür ile kendisini ayrı özelliklere kavuşturmuştur. İşte asıl mesele de burada.

Evrensel özellikleri kendisinde barındıran yegâne varlık insan yine kendi yarattığı kültürle kendi kendisini tanımaz hale koymuştur. Güven ve güvensizliği korku ve cesareti yokluk ile varlığı kendisi yarattı. Kendi korkularını yarattı. Kendi kâbuslarını yarattı. Kendi cehennemlerini. Cennet aramalarını.

Boyun eğdirme adına kale savaşları yapıldı. Boyun eğdirme adına kaleler yıkıldı, içindekiler yakıldı. Boyun eğdirme adına zincirler ve prangalar icat edildi. Boyun eğdirme adına ordular hazırlandı, toplumların enerjisi tüketildi. Tarih aptal ve salak kimi imparatorların egemenlik histerilerinin kurbanı edildi. Yapılan fetihlerde, kale savaşlarında halklar öldürüldü. Öldürülen egemenlik hastası kral, imparator, cumhurbaşkanı veya devlet başkanının sayısı neredeyse hatırda yok. Egemenliğin yaratıcısı iktidar kültürü oldukça silahlanma ve sanayileri olacak. Orduların savaşı egemenlerin savaşıdır. Büyük silahların savaşı egemenlerin kaotik ruh halinin savaşıdır. Dünyayı sayısı yüzleri geçmeyen iktidar kültürüyle övünen egemenlik kurma hastası bireylerin ruh sancılarının tehlikeleri bir kâbus gibi sarmış. Geçen zaman içinde kale savaşları da böyleydi. Aynı hikâye. Aynı tema. Aynı sonuçlar. Aynı karakterler. Sadece adları ve yerleri farklı.

Ölümsüzlüğü arama zamanı insanın ölmeye başlama tarihi olan bireyciliğin, egonun, hırsın, mülkiyetin, korku ve zulmün, zihniyet, toplum, kişilik parçalanmasının gerçekleşmesinden sonradır.

Derler ki ölümsüzlük arayışı ilk bu topraklarda altın hilalde yaşanmıştır.

Derler ki ölümsüzlüğü arama vakti, insanlığı kaybetme vaktidir.

Derler ki ölümsüzlük arama mülkiyet hırsının bir paranoyasıdır.

Derler ki şan şöhret arama, elde etme, statü yaratma, kale fetihçilerinden arta kalan bozuk ruh hastalığıdır.

İnsanlar insan olduklarında ölüm nedir bilmezlerdi. Çünkü yaşam kaygısız ve korkusuzdu. Doğa ile uyum, insan ile paylaşım vardı. Ölüm kavram olarak insan belleğine henüz kazınmamıştı. Yarın ne olacağım hesabı ve kaygısı yoktu. Ondandır ki ilk insanlar insanların ölmediğine inanırdı. Onların başka bir canlıya dönüştüğüne kanaat getirirdi. Yüzlerce yıl yaşayanlar vardı. İnsanlar uzun ömürlüydü. İnsanlar zindeydi. Ta ki iktidar ve mülkiyet hastalığı insanlığın başına musallat oluncaya dek. İşte ondan sonra iktidarlar ölümsüzlük peşine düştü. Kullar ölümü aradı. Çünkü gerçek yaşam ölümden sonraydı. Birde mevcut yaşam çekilecek gibi değildi. Ölümsüzlük ve ölüm arayışları insanlığın kaderi haline getirildi. Doğa ile uyum bitti. Doğa kıyımı meşru oldu. İnsanlar arasında paylaşım bitti. Sevgi bitti. Aşk bitti. Bir baktık ki anne dediğimize fahişe denildi. Analığımız koptu. Evlatlığımız koptu. İnsanlığımız koptu. Biz koptuk insanlığımızdan. Küçüldük. Ufaldık. Güçsüz kılındık. Avuntular mutluluk oldu. Gözü dışarıda olmalar göz açıklık oldu. Ağızlar duyulmak istenileni söylerken, gözler hep yalanı işaret etti. Sözler yalan oldu. Gözler yalan oldu. Kimse kimseyi beğenmez oldu. Dünyayı egemenlik kurma hastalığı sardı. Kuran kurana, kurulan kurulana. Akıllı olan egemen olandı. Egemenliğe gelendi. İktidar inkâr üzerinden gelişirdi. İktidar yok etme üzerinde yükselirdi. Küçük görmeler arttı. Kendini büyük görmeler çoğaldı. Nefretler, kinler, insanları çekiştirmeler günlük sohbet içeriğine dönüştü. Sahte sevgiler ve aşklar. Sahte sevgilerin ve aşkların öldürülmesi. Satılık sevgiler ve aşklar. Fiyatlanmamış hiçbir şey bırakılmadı. Değer fiyattı. Kaos modernitesi zamanı buydu. Budur.

Makro kozmos anlaşılmazlık. Mikro kozmos hayal oldu. Ve biz kendimize yabancılaştırıldık. Hem de kendi ellerimizle. Kendimizi dışarıda aramaya gerek yok. Biz kendimizi kendimizde kaybettik. Biz kendimizde kendimizi yabancılaştırdık. Kendimize yabancılaştık. Kaybettikçe, yabancılaştıkça insanın kurdu olduk. Kendi kendimizin kurdu olduk. Çünkü kaos modernitesinin özentileriyle kuruntuları insanları rahat bırakmadı/bırakmıyor.

Her insan bir mikro kozmos. Yani küçük evren. O güçte. O ayarda. Her insan anasından doğar doğmaz böyledir. Kendimizi uzakta değil çocukluğumuzda aramalı. İnsanı insanlığı onun hakikatinde yani ilk doğuş zamanlarında aramalı. O ise çok uzakta değil. O geçmişte değil. O gelecekte yaratılacak da değil o şu an her insanda ve her andadır. Dün şimdidedir. Yarın şimdide yaratılmaktadır. İnsan ve insanlık anlam, yaşam, paylaşım ve uyum sende. Yüreğinin derinliklerinde. Eğer bireycilik ve iktidar gözünü kör etmemişse onu bulman zor değil. Bütün imajlar, bütün maskeler sahteliktir. Bütün kişisel statüler egemenliktir. Sahtelikten şikâyet etme ondan kurtul. insan gibi görünme insan ol. Sen insansın. Cisim değil. Sen bütünsün parça değil. Sen sonsuz yaşamsın ölüm değil. Sen kendini kendinde ara. Kapa gözlerini korkma. Kapa gözlerini kendi gerçeğin senin içinde. Ondan korkma. Eğer korkulacak bir şey ise kurtul ondan. Eğer insani ve sevilecek bir şey ise onu dinle. Onu dışarı çıkar. Sen mikro kozmossun. Küçük evren. Paylaş. Kendinden ver. Karşılık beklemeden. Güven her şeye. Öncelikle  kendine güven.

16.06.2013