Hayvanların Aynasında İnsan

Salim Olcay

İnsanları öz benliklerinden uzak tutmaya gerek yoktur; insanlar gelişen teknolojiyi ‘taparcasına sevecek’, gerçek kimliklerinden uzaklaşarak makineleşen kapitalist bir dünyanın pasif bir parçası haline gelecektir.” (Aldous Huxley)

İngiliz yapımcı Antony Thomas tarafından yazılan ve yönetilen “To Love or Kill: Man vs Animal” (1995) isimli belgesel, çeşitli başlıklar altında insan-hayvan ilişkisini anlamaya ve anlatmaya çalışırken hayvanlara bakışımızın ne kadar tutarsız olduğunu ortaya koymuştur. Bu yazıda, insanlar ile hayvanlar arasındaki ilişkinin psikolojisini inceleyen bir antrozoolog olan Hal Herzog’un Sevdiklerimiz, Tiksindiklerimiz, Yediklerimiz (çev. Yeşim Seber, YKY, 2019) isimli kitabından hareketle belgeselde yer alan birkaç başlığa değinmeye çalışacağım.

Antony Thomas

1. KÖTÜLÜK

Çocuk istismarcıları, hırsızlar, katiller ve tecavüzcülerin bulunduğu bir hapishanedeki azılı suçlular arasındaki şiddetin ve saldırganlığın azaldığını söyleyen belgesel, bunu sağlayan şeyin hapishane yönetiminin mahkûmlara hayvan besleme izni vermesinden kaynaklandığını iddia ederek başlıyor. Günün belirli saatlerini hayvanlarla geçiren mahkûmların hayatlarında gerçek bir “anlam” bulduklarını söyleyen belgeselde, bir tecavüzcü kuzuları severken…

View original post 3.446 kelime daha